Uğur Pişmanlık
Yaşam herkes için bir şeyler ifade eder ve en sıradan insan için bile yaşamın bir anlamı vardır. Ama gerçekte yaşamın anlamı nedir, yaşamın ana amacı nedir? Bu sorulara ancak bunların yanıtını aramak ve bulmak isteyenler verebilir. Doğrusuda budur. Ama bu soruların sorulmasının kışkırtıcı bir amacı olduğu da düşünülmelidir.
Hart Mann, “Amaç kalmayınca hayatın da bitmesi uygun olur.” der. Burada açıkça ifade edildiği gibi, yaşamın bir amacı yoksa yaşamanın ne anlamı olabilir ki? Amaçsız ve anlamlandırılmamış bir yaşam sürmek, sadece taşıdığımız bedeni biyolojik olarak devam ettirmeye çalışmış olmaktan başka nedir ki? Bunun da, halk arasında söylenen bir deyimdeki gibi “Ot gibi yaşamak”tan hiçbir farkı yoktur.
Yaşamın anlamı ve amacı nedir? İşte insan, binlerce yıl öncesinden bu soruların yanıtları aramaya koyulmuş. Antik çağ düşünürleri, yaşamın amacı ve kaynağı üzerine çok çeşitli öneriler sunmuş, çeşitli öğretiler geliştirmişlerdir. Düşünürlerin kimi, yaşamın ereği olarak mutluluğu, kimi erdemi, kimi de hazcılığı esas almıştır. İ.Ö. IV. Yüzyılda yaşamış olan Aristippos’a göre yaşamın ereği hazdır. Ona göre mutluluk, gündelik hazlardır. Onun dışındaki her şey boştur. Kinik felsefesinin kurucularından Antishenes ve Diogenes’e göre de, yaşamın amacı mutlu olmaktır. Ama mutluluğa erdem kazanılarak ulaşılabilir. Bunun için yaşamın bütün nimetleri ve zevklerinden vazgeçmek gerekir. Sokrates’e göre en üstün iyi, mutluluktur. Bu da bilgiyle elde edilebilir. Epikuros’ta ise gerçek mutluluk, erdem yoluyla varılan bir çeşit yüksek duygusuzluk halidir. Zenon’da da gerçek mutluluk erdemli olmaktır. Ona ancak bilgiyle ulaşılabilir. Bilgelik ise doğaya uygun davranmakla gerçekleşebilir. Thales, Platon, Aristoteles, gibi filozoflar da, yaşamın en önemli unsuru olarak erdemi, bilgeliği ve mutluluğu sayarak bu konuda ortak bir görüş içindedirler. “Bir bakıma bütün öğretiler, mutluluk amacını taşımaktadırlar. İnsan, çeşitli öğretilerle mutluluğa erişmenin yollarını araştırmaktadır. Mutluluk, hemen bütün öğretilere göre iyi yaşama anlamındadır.” (Hançerlioğlu, 267)
Yaşamın anlamını bilmek için önce yaşamı anlamak gerek. Yaşamı ise, ancak felsefenin yardımı ile anlayabiliriz. Descartes, “Felsefesiz yaşamak, gözü kapalı yaşamaktır.” der. Felsefe, sadece yaşamı anlamamızı sağlamaz, aynı zamanda edindiğimiz felsefi birikimle yaşamı yeniden anlamlandırırken, kişiye bir dünya görüşü, hayata bakış ve duruş kazandırır. “Yaşamın anlamı ve amacı”;zaten sözcük olarak bizi baştan felsefeye götüren kavramlar olarak karşımıza çıkar. Felsefe ile bu kavramları irdeler, sorgular ve yanıtlar bulmaya çalışırız.
Kişi kazandığı bakış ve duruş açısıyla bir nitelik kazanır. Nitelikçe gelişen birey, yeni kişilik ve kimliğiyle değişim ve dönüşümün hem nesnesi hem de öznesidir. İnsan, yaşamın bir öznesi olarak hayatı değiştirme ve dönüştürme gücüne sahiptir. Kişinin kendi yaşamını da toplumsal yaşamı da değiştirip-dönüştürebilmesi, öncelikle bunu istemesine bağlıdır. Ama yaşamın dönüştürülmesi sadece bir istek sorunu değildir. Bununla birlikte bir iradenin de ortaya konması gerekir. Yaşamı değiştirme ve dönüştürme isteği, söz konusu dönüşüme uğratılmak istenen nesnelliğe iradi müdahalede bulunması ile anlam kazanır.
Yaşamın amacı üzerine, bir çok düşünür, erdemli, bilge ve mutlu olmak gereğini öne sürmüş ama, bu ereklere nasıl ulaşılacağını belirtmemişlerdir. Yaşamı dönüştüren insan faaliyetleridir. Yaşam ancak bilinçli bir eylemliliğin sonucunda ereğe uygun olarak dönüştürülebilir. İnsanın tek başına kendi yaşamına müdahale ederek kimi değişimleri gerçekleştirmesi mümkündür. Ancak, toplum ve toplumsal yaşamın sorunları söz konusu olduğunda, bireyin kendi başına irade ortaya koyması ve bir değişim yaratması son derece sınırlıdır. Büyük toplumsal değişim ve dönüşümler, ancak aynı yöne bakan başka öznelerinde bir kollektivite oluşturarak ortak bir irade sergilemesiyle mümkün olabilir. Kollektivite bir örgütlülüğü ifade eder. Örgütlü yapılar, belirledikleri amaç ve hedeflere yönelmiş özneler toplamı olarak nesnelliği değiştirme yönünde hareket ederler.
Yaşamın anlamını kavramak, yaşamın nereden nereye doğru yol aldığını bilmek; yaşamın bu yönelimlerini nasıl değiştirilebileceğimizin de yolunu gösterir. “Belli bir sonuç elde etmeye yönelmiş bütün insan eylemleri amaçlıdır. İnsanın bir amaç güdebilmesi için doğanın, toplumsal yaşamın ve insan faaliyetlerinin gelişmesine egemen olan nesnel yasaları bilmesi gerekir. İnsan bu bilgiyle bilinçlenerek bilinçli amaçlar edinirler ve nesnel yasaları bu amaçla değiştirmek için kullanırlar.” Bilinçli olmak, bu bilincin öngördüğü yaşam tarzına uygun davranmak ve yaşama karşı ödevlerin yerine getirilmesi demektir. “Toplumcu açıdan ödev (görev), insanın belli ilişkilerinin kendine yüklediği yükümlülüklerin bilincine varmasıdır.” (Hançerlioğlu, 296) Bu açıdan bakıldığında yaşamın ve toplumsal ilişkilerin bize yüklediği görevleri üstlenerek, hayatı değişime uğratmak için mücadele edilebilir.
Amaçlı bir yaşam, ancak anlamlı bir dünya görüşüne sahip olmayı zorunlu kılar. Çağımız örgütlü insan, örgütlü toplum çağı olarak da adlandırılabilir. Bu çerçeveden bakınca insan, yaşamını yaşamın dönüştürülmesi doğrultusunda örgütlü bir yapı içinde, kolektif akıl ve irade ile de anlamlı hale getirebilir. Belki burada en önemli şey, yaşamın ana amacı ile yaşamın anlamının örtüşebilmesidir; İnsanlığı bugünden daha ileriye götürmek, daha iyi ve onurlu bir yaşam kurmak için…
1935 yılında haremağalarının bulunduğu Çamlıca’daki köşkü ziyaret eden Ayda Bir dergisinin muhabiri Ferudun Kandemir’in yaptığı bir röportajda Enver Ağa, “Bizimde bir yuvamız olacaktı. Biz de insanların saadet dedikleri sırrı bilecektik. Yaşamak dediklerini anlayacaktık. Alnımızın yazısı böyleymiş. Bu dünyanın anlamaz, bilmez, görmez, duymaz bir seyircisi olacakmışız.” der.
Osmanlı İmparatorluğunun son yüzyılında haremağalığı yapmış, Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte çalıştığı işin bir çok kurum gibi tasfiye olması sonucu bir köşeye çekilerek gözlerden uzak bir yaşam sürmeye çalışan Enver Ağa’nın, yaşamının son demlerinde bu söyledikleri kendi hayatını özetler gibiydi. Ama onca boşa geçmiş bir yaşama hayıflanırken, onun bilgece özetlediği hayatı ciddiye almak gerek. “Bu dünyanın anlamaz, bilmez, görmez, duymaz bir seyircisi olmamak” için yaşamın anlamını ve amacını iyi ortaya koymak ve yaşamın dönüştürücü iyi bir öznesi olmak için bilinçli yaşamak…
Hançerlioğlu, Orhan, Felsefe Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 6. Basım. Mayıs 1982 İstanbul.
Aktüel dergisi, 6-12 Temmuz 2005 Sayı, 63.
Eklenme Tarihi : 13.12.2010
Okunma Sayısı : 632
Tüm Sanatsal İçerikler İçin Tıklayın