Uğur Pişmanlık
Olimpiyatlar, ilk kez Antik Çağ’da M.Ö. 776 yılında yapıldı. Dört yılda bir yapılan, ilk on üç olimpiyat oyunu, sadece bir koşu yarışından ibaretti. Daha sonra pentatlon, güreş, boks ve bayrak yarışları oyunlara dâhil edildi. Kazananlara, zeytin dalından yapılmış taç takılırdı. Ayrıca, kazanan sporcuların heykelleri dikilir ve şairler onlara övgülü şiirler yazardı. Ancak, “M.Ö. 4. yüzyılda en parlak devrine erişen olimpiyatlar, Antik Yunan medeniyetinin gerilemesiyle, olimpiyatlara olan ilgi de kayboldu.” (www.sporbilim)
Modern olimpiyatların yeniden başlaması ancak 19. yüzyılda mümkün oldu. Fransız pedagog ve tarihçi Baron Pierre de Coubertin’in çabaları ile 1896 yılında oyunlar tekrar canlandırıldı. İlk olimpiyat oyunlarından bugüne 2772, modern olimpiyatların başlamasının üzerinden 110 yıl geçti.
Anadolu’da da olimpiyat oyunlarının yapıldığına tanık oluruz. Antik Çağ’da, başta Aphrodisias, Side, Perge, Hierapolis, Laudisies, Nisa, Xantos, Pergamon ve Ephesos kentleri olmak üzere birçok Anadolu kentinde bulunan statlar, palestralar ve hipodromlar gibi oyunların ve yarışmaların düzenlendiği spor alanları mevcuttu.
“Antik çağda Anadolu’daki spor organizasyonlarını değerlendirdiğimizde ilk olarak karşımıza M.Ö. 9. yüzyıldan beri devam eden Panionion Oyunları çıkar… Didymeia Oyunları da, antik çağın en eski en görkemli şenliklerinden biriydi. Apollon Tapınağının yaklaşık 15 metre güneyinde yedi sıralı bir stadion(stadyum) vardı. Tanrı Apollon adına yapılan ve Miletos’taki 29.56x192.25 m. boyundaki yirmi sıralık ve 15 bin izleyici kapasiteli stadyumu da kapsayan Didymeia Oyunları antik çağda büyük önem taşırdı. Aynı anda yirmi dört atletin yarışabileceği görkemli bir koşu pisti vardı… Datça Yarımadası’nın ucunda bulunan M.Ö. 9. veya 7. yüzyıllarda Posideion’un oğlu Triopas tarafından kurulduğu ileri sürülen antik Knidos kentinde, Knidos Lindus, Talyssus, Halikarnassus, Ialyssus ve Cameros ile birlikte Heksapolis (Altı şehir) Birliği’ni kurmuştu. Bu birlik, Knidos’un Triopion denilen bölgesinde Tanrı Apollon adına görkemli bir tapınak yaptılar. Bu altı şehir devleti, her dört yılda bir Triopion’da Tanrı Apollon adına Triopion Oyunları düzenlerlerdi. Herodotos bu konuda şunu yazar: “Triopionlu Apollo şerefine yapılan oyunlarda, kazananlara verilen mükâfat tunçtan yapılma üçayaklı sehpa idi. Bu sehpalar alınıp, götürülmez ve tapınağın içinde kalır ve tanrıya adanırdı.” (www.sporbilim)
Hiç kuşkusuz, olimpiyat oyunlarının yapıldığı kentlerden biri de Tarsus’tu. 7 bin yıllık tarihi olan Tarsus gibi çok sayıda medeniyeti bağrında taşımış bu eski Anadolu kentinde düzenlenen oyunlarda, diğer kentlerden gelen sporcularında katılımıyla yapılırdı. Yarışmalar, atlıların, güreşçilerin ve çeşitli dallardaki atletlerin gösterileri ile Tarsus tam bir olimpiyat manzarası alırdı.
Bu konuda kaynaklarda az da olsa kimi bilgilere ulaşmak mümkün. Bu çerçevede, W. M. Ramsay’ın Tarsus (Aziz Paulus’un Kenti) adlı kitabında bize şu bilgileri aktarır, “… Ancak, Strabon Kilikyalı’ların sınırlarını Tarsus’tan sadece 120 stadia (25 km.) olarak söyler ve bu bize üzerinde geç kentin ve bir kemerin yer aldığı ve düşüncemize göre Tarsus oyunlarının gerçekleştirildiği kuzey uçtaki yükseltiyi anımsatır: bu oyunların “zafer takında, Kilikya’lıların sınırında” bir yerde gerçekleştirildiği sikkeler üzerinde betimlenmiştir ve Strabon ile sikkeler arasındaki söylem birliği onun zamanının karşı bulunmaz bir bulgusunu oluşturur.” (Ramsay, 161)
Ramsay’ın Strabon’dan aktardığı ve olimpiyat oyunlarının yapıldığını söylediği bu yer, bugünkü Sağlıklı köyü yakınındaki Roma Yolu, Kilikya Zafer Takı ve çevresindeki Antik yerleşimdir.
Bu konuda bir başka bilgi ise, Tarsus’ta Koraia adıyla olimpiyat oyunları düzenlendiğine dikkat çekmektedir. “Koraia, Persephone şerefine yapılan oyunlara verilen isim. Anadolu’da Tarsus ve Sardes kentlerinde görülür.” (Tulay, 121)
Öte yandan, M.Ö. 2. yüzyılda Caracalla dönemine ait iki adet Tarsus sikkesi, Tarsus olimpiyat oyunları konusunda bize fikir vermektedir. Buna göre, bir sikkenin arka yüzünde yer alan kendine olimpiyat tacı takan atlet figürü ile süslü bir ödül vazosu yanında duran atletlerin yer aldığı de diğer sikkedeki bu betimlemeler, bize Tarsus’ta olimpiyat festivali yapıldığını göstermektedir.
Antik Çağ’da Tarsus’ta olimpiyatların yapılmadığına ya da oyunlar düzenlenmediğine dair görüşler ileri sürülebilir. Ancak şu söylenmelidir ki; Tarsus’ta olimpiyat oyunlarının yapıldığına dair zayıf da olsa, eldeki mevcut bilgiler bize bir kanıt oluşturmaktadır. Öte yandan, surların çevrelediği ve geriye bunu simgeleyen Kleopatra kapısının kaldığı bu kentteki tarihsel yapılara ait kalıntılar ile kaynakların aktardığı bilgiler, Tarsus gibi köklü geçmişi olan bir kentin sporla ilişkisinin olmaması ya da burada, olimpiyat oyunlarının yapılmaması düşülemez sanırım.
Tarsus, tarihte Hitit ve Roma egemenlikleri altındayken farklı dönemlerde dört kez başkentlik yapmıştır. Prof. Dr. Levent Zoroğlu’nun Tarsus tarihi üzerine yayınlanan çalışmasına göre, Tarsus’un başkentlik yaptığı dönemler şu şekilde sıralanmaktadır: “M.Ö. 1650-1350, Kizuvatna Krallığı; Başkent Taşra. M.Ö. 1100-600, Demir Çağı, (Tarsus) Kue krallığının başkenti. M.Ö. 630-547, Tarzi Bağımsız Kilikya Krallığının başkenti. M.Ö. 63, Roma Dönemi, Kilikya Eyalet Başkenti.” (Zoroğlu, 69)
Öte yandan kent, kendi sikkelerini basma yetkisine sahiptir. Kentin ilk gümüş sikkeleri M.Ö. 425 yılında basılmıştır. Tarsus, M.Ö. 2. yüzyılda ortaya çıkarak yayılan, Pers kökenli bir din olan Mitraizmin en önemli merkezilerinden biri olmuştur.
Çeşitli dönemlerde önemli tarihsel kişiliklerin Tarsus’a gelir. Kenti, M.Ö. 333 yılında Büyük İskender ziyaret eder. M.Ö. 51 yılında felsefeci ve ünlü hatip Cicero, Tarsus Valisi olarak görev yapar. M.Ö. 47 yılında İmparator Sezar Tarsus’a gelir. Mısır Kraliçesi Cleopatra ve Romalı komutan Antonios, M.Ö. 41 yılında Tarsus’a gelerek burada buluşurlar. İmparator Hadrianus M.S. 120 yılında Tarsus’a gelir.
Savaşların, istilaların, depremler ve göçlerin yaşadığı böyle bir kentten geriye çok şey kalmasını beklememek gerek. Buna karşılık, Tarsus’taki Antik Yol’un varlığı, Gözlükule eteklerindeki tiyatro kalıntısı, Donuktaş Tapınağı, Berdan Çayının (Kydnos) eskiden aktığı ana yatağı üzerinde bulunan Roma dönemi köprüleri, bugün halk arasında Altından Geçme (Kemeraltı) olarak bilinen Roma Hamamı, Barbaros Lisesi altında 1984 yılında ortaya çıkan ve arkeolojik kazı yapılmayı bekleyen yine Roma dönemine ait sağlık merkezi, Strabon’un bize aktardığı kadarıyla gymnasium, iki yüz bin kitaplık kütüphane, bize bu kentin zengin geçmişine dair bir fikir vermektedir. Ayrıca Tarsus Hipodrom’unun bugünkü devlet hastanesinin çevresinde olduğu düşünülmektedir.
Olimpiyat oyunlarının yapıldığı bu kentte, mutlaka birçok sporcu vardı. Bunlardan biri de bir atlet olan Tarsuslu filozof Khrisippos’tu. O, büyük olasılıkla ilk gençlik yıllarından beri atletizmle bir koşucu olarak ilgileniyordu.
Kilikya sınırları içinde Anamur ve Side arasında yer alan Laertes adlı yerleşimde doğan ve bu kentle anılan (Laertioslu) filozof Diogenes Laertios’un, “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri” başlıklı kitabında Khrisippos’un sporculuğuna ilişkin şu bilgileri aktarır, “Alexondros’un Filozoflar Zinciri adlı eserinde söylediğine göre, Apollonios’un oğlu Khrysippos, Kleanthes’in öğrencisiydi. Önceleri uzun mesafe koşuculuğu yapıyordu; sonra, Dioklides’in ve daha pek çok kişinin anlattığına göre, Zenon’un ya da Kleanthes’in derslerini dinleyip, o daha hayattayken ondan uzaklaştı ve felsefede sıradan biri olmadığını gösterdi; yetenekli bir adamdı ve her alanda kavrayışı o kadar keskin di ki, pek çok noktada Zenon’dan ayrılıyordu, Kleanthes’ten de; ona sık sık sadece öğretileri öğrenmek istediğini, kanıtları ise kendisinin bulacağını söylerdi.” (Laertios, 367)
Uzun mesafe koşusu düşünürümüz Khrisippos, hiç yarışma kazandı mı bilemiyoruz? Ama, kaynakların aktardığına göre oyunlarda kazanan sporcuların heykelleri dikilir ve şairler onlar için övgülü şiirler yazılırdı. Khrisippos’un ölümünün ardından ona yazılan dörtlükte onun sporculuğunu ortaya koyan küçük de olsa bir kanıt sayılabilir.
İşte, Laertios’ta, Khrisippos’un ölümüne dair, bu düşünürün sporla ve olimpiyat oyunları ile ilişkisini ortaya koyması açısından şu bilgiyi aktarır, ”Hermippos’un anlattığına göre, Odeon’da ders verirken öğrencileri tarafından bir kurban törenine çağırımlı; orada tatlı şarabı susuz içtikten sonra, baş dönmesi sonucu beşinci günde, yetmiş üç yaşında bu dünyadan ayrıldı, Apollodoros’un Kronolji adlı eserinde söylediğine göre, <yüz> kırk üçüncü olimpiyatta şu epigramı onun için yazdık:
‘Şarabı bir solukta içen
Khrysippos’un başı döndü,
Ne Stoa’yı, ne yurdunu, ne canını sakındı,
Dosdoğru Hades’in evine gitti.’
Başkaları da onun fazla gülmekten öldüğünü anlatırlar. Nitekim eşeğin biri incirlerini yiyince, yaşlı hizmetçisine “Eşeğe susuz şarap ver de içsin” dedikten sonra kahkahalarla gülerken ölmüş.” (Laertios, 366)
Sonuç olarak, hiç zorlamaya gerek olmadan şu söylenebilir: Strabon’un, Diogenes Laertios’un ve Ramsay’ın gerek Tarsus olimpiyat oyunları, gerekse uzun mesafe koşucusu yani maraton koşan Khrisippos’un sporculuğuna dair aktardığı ve yer yer birbiriyle örtüşen bu bilgilerin Tarsus’un sporla (dolayısıyla olimpiyat oyunları ile) ilişkisini somut olarak ortaya koymaktadır.
Antik Çağ’da Tarsus’ta yapılan olimpiyat oyunlarının üzerinden 2 bin 700 yıldan fazla zaman geçti. Yazının girişinde de anıldığı gibi, olimpiyatların başlangıcında yer alan ilk yarışma en zor spor dallarından biri olan maratondur.
Bugün Tarsus’ta, Uluslararası Yarı Maraton 4 yıldır aralıksız yapılan önemli bir etkinlik haline geldi. Bilindiği kadarıyla, Tarsus Uluslararası Yarı Maratonu, Avrasya (İstanbul), Gazi Koşusu (İzmir) ile birlikte olimpiyat komitesinin Türkiye’de tanıdığı üç uluslararası koşudan biridir.
Filozof ve atlet Khrisippos’un kenti Tarsus’ta, gerçekleşen Uluslararası Yarı Maraton’a her yıl artan sayıda yerli ve yabancı sporcu katılmaktadır. Bu büyük organizasyonda, profesyonel koşuların start almasının ardından, 5 km.lik halk koşusu gerçekleştirilmektedir. Kentin sivil toplum kuruluşlarının açtığı renkli stantlara, etkinliğin bir parçası olan konserler eşlik etmektedir.
Bugün artık Tarsus yeniden başkent olamaz, kendi sikkelerini yeniden basamaz ya da olimpiyat oyunları düzenleyemez belki. Ancak, kentin sosyal ve kültürel açıdan ileriye doğru bir değişim yaşaması yönünde, gerçekleştirdiği festivallere, şenliklere, Tarsus Uluslararası Yarı Maratonu gibi spor organizasyonlarına, kültürel üretimlere ve sanat etkinliklerine sahip çıkarak gelişebilir ve geçmişin zengin birikiminin üzenine yeniden bilim, kültür ve aydınlanma merkezi olabilir.
Bugünkü Tarsus stadyumu da devlet hastanesine yakındır. Öte yandan kentin yaşlılarının anlattıklarına göre, hastanenin hemen 100 metre yakınından geçen demiryolunun diğer yanında ise, Tarsus’un zengin aileleri halka açık at yarışları yaparlardı.
Notlar:
Tulay, Ahmet Semih; Genel Numizmatik Sözlüğü, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2001-İstanbul.
Laertios, Diogenes; Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri, (Çeviren: Candan Şentuna) YKY, 1. Baskı, 2003-İstanbul.
Ramsay, W.M; Tarsus (Aziz Paulus’un Kenti), Türk Tarih Kurumu Basımevi (Çev.Levent Zoroğlu), 1999-Ankara.
Zoroğlu, Levent; Tarsus Tarihi ve Tarihsel Anıtları, Kemal Matbaası, 1995-Adana.
www.sporbilim.com/index.php?s=icerik&katid=78&id=99
Eklenme Tarihi : 13.12.2010
Okunma Sayısı : 530
Tüm Sanatsal İçerikler İçin Tıklayın