Uğur Pişmanlık
Görkemli Yolculuklar…
İnsanoğlunun başka coğrafyaları gezerek keşfetme merakı ve tutkusu neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Gezmek ve keşfetmek, sadece meraktan değil, daha çok ihtiyaç ve zorunluluğun da bir sonucu olan arayışın ürünüdür. Eski çağlardan başlayarak, amaçları birbirinden farklı da olsa, seyahat etme ve keşfetme duygusu hep insanın içinde sönmeyen bir tutkudur.
Bin yıllardır insanoğlu dünyanın her köşesine değişik yolculuklar gerçekleştirdi. Kimi gezginler kutuplara dikti gözünü, kimisi Afrika’nın derinliklerinde yaşayan ilkel topluluklara verdi yönünü.
Gezginler, tanımadıkları topraklara ayak bastıklarında, ulaştıkları o coğrafyanın ve insanların gizemli kapılarını araladılar.
Kimi gezginler çıktığı yolculuklardan bir daha dönmedi geriye. Kimileri yolculuk sırasında esir düştü ve öldürüldü, kimileri yakalandığı bulaşıcı amansız hastalığın pençesinden kurtulamadı. Bunlar arasında bütün bir yolculuklarının sonunda hoşlandığı bir yerde kalmaya karar kılan ve yurdundan uzak diyarlarda hayata gözlerini yuman gezginler de vardı. Ama hemen hepsi, geride bir iz bırakarak noktaladılar yaşamlarını.
Gezginlerin günlükleri ve gezi notları ile seyahatnameler, onların günümüze bıraktığı değerli izlerdir. Strabon’un “Coğrafya” adlı eseri, Piri Reis’in “Kitab-ı Bahriye”si yada Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”si yüzlerce örneklerinden sadece bir kaçıdır.
Seyahatnameler de temel amaç, gezginlerin gezdikleri yerin tarihi ve doğal güzellikleriyle sosyal yaşama ilişkin bilgilerin aktarılmasıdır. Gezginlerin yazdıkları seyahatnamelerin önemli bir bölümü birer tarihsel belge niteliği taşımasına karşılık, üslup ve anlatım açısından edebi yapıtlar olarak da değerlendirilmektedir. Kimi gezginlerin, gezi izlenimlerini yazdıkları günlükler ve mektupları, eksiklik ve abartılı yanlarına karşın seyahatname türü içinde sayılmasa da genel olarak bu çerçevede kabul görmektedir.
Gerek Antik Çağda gerekse sonraki yüzyıllar içerisinde çeşitli medeniyetlerin hüküm sürdüğü zamanlarda, Anadolu coğrafyasında çok sayıda gezgin çeşitli yolculuklar gerçekleştirmiştir. Antik Anadolu’nun önde gelen kentleri de gezginlerin ilgisini çekmiş ve onların uğrak noktası olmuştur.
Keşiflerin Ve Gezginlerin Tarihine Bakarken…
İlk uygarlıkların ortaya çıktığı coğrafyalardan biri olan Mısır’da yaşam Nil Vadisi ve çevresinde sürdürülüyordu.
M.Ö. 3 binlerde bu topraklarda ortaya çıkan uygarlık, yeni ticari ilişkiler oluşturmak amacıyla kendi sınırlarının ötesine uzanan gemi yolculukları gerçekleştirdi.
Seyyahların bu yolculukları ile yeni iktisadi kaynaklara ulaşılmış oldu.
Binlerce yıllık insanlık tarihi içerisinde ilk kaşifler arasında (M.Ö. 1500-500) Fenikelileri de sayabiliriz. Özellikle gemi yapımı ve denizcilik konusunda usta olan Fenikeliler, gerçekleştirdikleri yolculuklar ile kendilerine yerler ve halklar buldular.
Gerek Mısır’ın gerekse Fenikelilerin yeni ticaret kaynakları oluşturmak amacıyla gerçekleştirdikleri bu girişimleri, kaşiflerin yada seyyahların ortaya ilk çıkışı ve ilk seyahatları olarak anabiliriz.
İnsanlık tarihinin bilinen en eski gezginlerinden birisi Heredot’tur. Tarihin babası sayılan Yunan tarihçi Halikarnasos’lu Heredot, (M.Ö. 484-420) çağının bir bilgini olarak, yaşamının büyük bir bölümünü geziler yaparak sürdürdü. Anadolu’dan Sicilya’ya kadar uzanan yolculuklar gerçekleştirdi.
Yine tarihsel sürecin önemli uğrak noktalarından biri de M.Ö. 350-M.S. 500 yılları arasını kapsayan dönemdir. Antik Çağ olarak adlandırabileceğimiz bu dönemde, bütün bir Akdeniz’e egemen olan Büyük Roma İmparatorluğu keşifler birçok nedenden ötürü önemli gelişmeler kaydetti. Büyük İskender, Avrupa, Afrika ve Orta Asya’ya elçiler, heyetler yolluyordu. Keşif amaçlı bu gezilerin çoğu tacirler yada seyyahlar tarafından yapılıyordu.
Öte yandan keşiflerin önünü açan bir başka olgu ise Çin ile Avrupa arasındaki ticari ve kültürel bağı kuran İpek Yolu’dur.
13. Yüzyılda (1271) Marco Polo, tüm tehlikelerine karşın Venedik’ten yola çıkarak 7 bin kilometrelik İpek Yolu’nu geçerek 4 yılda tamamladı. Polo, ülkesine döndüğünde İpek Yolu ve Çin gezisi sırasındaki yaşadıklarını anlattı. Marco Polo’nun anlattıkları ve yolculuk boyunca tuttuğu notlar daha sonra kitaplaştırıldı.
Ünlü Arap bilgini ve kâşif İbn Batutta, yaşamının 30 yılını yeni yerler keşfederek geçirmiş bir gezgin olarak çıkar karşımıza. Büyük Sahra çölünü geçerek Nijer Irmağı’na ulaşan İbn Batutta önce Hindikuş dağlarını aşıp Hindistan’a ulaştı, ardından ise deniz yolu ile Sumatra ve Çin’e at sırtında Moğolistan’a gitti.
Tarih, 15. yüzyılda keşiflere ve gezginlere kapılarını biraz daha fazla araladı. Bu daha çok seyyahın ve kâşifin, daha çok yolculuk yapması, yeni kıtalara, topluluklara, kültürlere ve ekonomik kaynaklara ulaşmak anlamına geliyordu. Yeni kaynaklara ulaşmak yada ticaret yapacak ülkeler bulmak, ekonomik sıkıntı içindeki devletler için önemli bir hedefti. Bunun temel nedeni, savaşlar, yoksulluk, açlık ve salgın hastalıklardan zayıf düşmüş ülkelerin bu durumdan kurtulma arayışı iken, kimi ülke devletleri için başka toprakların her türlü zenginliğini kendine katarak daha güçlü olma isteğinden kaynaklanıyordu. Altın, gümüş gibi mücevherler, değerli madenler ile fildişi,ipek ve baharat gibi ticari mallar, savaş ganimetleri ve köle tüccarlığı önemli kaynaklar olarak öne çıkıyordu.
Bu yüzden krallıklar kimi seyahatleri organize ediyor ve kâşiflerin yolculuklarını finanse ediyor, onları yetkilendirip, yönlendiriyordu.
Binlerce yıl boyunca yeryüzünde sayısız gezgin farklı coğrafyalara yolculuk gerçekleştirdi. Bu gezginlerden Gustave Falubert (1821-1880), yolculuğundan eksiksiz olarak yayımlanmış bir günlükle döndü.
Gerard De Nerval (1808-1855)’in yolculuğu 1842’den 1843’e kadar bir yıl sürüyor. Gezisinin ayrıntıları pek bilinmiyor. “Doğu’ya Yolculuk” adını taşıyan çalışması için gerçekliğin kurguya, özgünlüğün ise simgeciliğe karıştığı değerlendirmesi yapılıyor.
Theophile Gautier (1811-1872) ise, bir başka gezgin olan Maxim du Camp gibi önce İstanbul’a geliyor, sonra İzmir’e geçiyor. Oradan da Venedik ve Atina yoluyla Fransa’ya dönüyor.
Gobi Çölü’nü boydan boya geçmeyi başaran Doğa Bilimci Roy Chapman’ın dediği gibi, “Döndüğünüz her köşede karşınıza yaşanacak (yeni) bir macera çıkar. Ve dünyada hala (keşfedilecek) pek çok köşe var.”
Gezginlerin Dünyası…
İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana, insanın ihtiyaç ve zorunlulukların da bir sonucu olarak bilgilenme ihtiyacında, merak da önemli bir rol oynamıştır.
Merak etmenin bir öğrenmeye ve bilgiye dönüşmesi ise, insanları kimi zaman gördüklerini açıklamaya, kimi zamanda göremediklerini öğrenmeye itmiştir.
Aslında her insan, içinde gezginci bir ruh taşır. Bazı insanlarda daha fazla belirgin olan ve açığa çıkan bu gezginci ruh, o insanların bir tutkusu olarak yaşam biçimine dönüşür. Onlar gezerek öğrenmenin ve maceralı yolculukların heyecanlarını içlerinde taşırlar. Çünkü çıkılan her yolculuk, yeni bir maceraya ve bilinmeyene yapılan bir yolculuktur. Keşfedilmemişi keşfetmek, ama keşfedilmiş olanları ise bir kez de kendi gözleriyle görmek ve o keşif duygusunu yaşamak isterler, yaşarlar da.
Çıkılan her yolculuk yeni bir macera yeni bir hikâyedir. Gezginler bu yolculukların gerçek birer kahramanıdırlar.
Bu gezginlerin anlatımlarından anlarız ki, onlar sadece birer gezginci değil, bir tarihçi, coğrafyacı, haritacı ya da ressam olarak çıkar karşımıza.
Onlar, uygarlaşmamış bir dünyanın haber taşıyıcıları ve bilgi aktarıcılarıdır. İnsanlar gezginlerin anlattıklarına dayanarak, başka coğrafyalar ve başka toplumların kültürleri ile yaşayışları hakkında bilgi edinirler. Biz bugünden geçmişe, biraz da onların gözüyle bakar ve anlamaya çalışırız.
Gezginler, gerçekleştirdikleri yolculuklarda ulaştıkları ve konakladıkları kente dair önemli bilgiler aktarır günümüze. Gezginlerin tuttuğu günlüklerden ve notlardan kentin tarihi yapıları, dini mekânları, coğrafi yapısı, nüfus ve nüfus içindeki etnik toplulukların dağılımı, geçim kaynakları ile başta gelen temel ürünler, ticaret ve sosyal yaşama ilişkin bilgilere ulaşılır.
Kendilerine bir rota çizip yollara koyulan gezginler, ayaklı bir tarih gibi ülkeden ülkeye, kentten kente dolaşarak çoğu zaman zorlu geçen yolculuklarını gerçekleştiriyorlardı. Ancak, bu gezginlerin gerçekte asıl yolculuğu, meraklarını gidermeye çalışan, sorularına yanıt arayan kendi iç dünyalarına yapılan bir yolculuktur.
Onların bu iç dünyası, gezdikçe görüyor, öğreniyor, bilgileniyor ve doyuyordu. Bu aynı zamanda geçmişle gelecek arasında gerçekleşen bir yolculuktu.
Onların ulaştıkları sadece bir coğrafya, bir kent yada bir ülke değil, görgü ve bilgiydi.
Yolculuk onları tükettikçe, onlar da yolculukları tüketiyordu. Ancak her yolculuğun bilgi ve deneyiminde kendilerini yeniden üreterek.
Onlar, gezilerindeki gözlemlerini, yazdıkları yazılar, yaptıkları resimler ve çizdikleri haritalar ile yaşadıkları o geçmiş zamanın izlerini bugüne taşıdılar.
Onlar birer zaman belgeleyicisidir. Zaman onların tanıklığında belgelenerek günümüze ulaşır.
Onlar gezdikleri, yaşadıkları yerin bilgisini taşıyan ve coğrafi keşifleri ile gizemin kapılarını aralayan birer düş yolcusudur.
Biz burada yüzyıllar ve bin yıllar öncesinin gezginlerinin günümüze ulaştırdıkları o izleri süreceğiz.
Artık yeni yolculuklar için yollara düşme vaktidir…
Eklenme Tarihi : 13.12.2010
Okunma Sayısı : 587
Tüm Sanatsal İçerikler İçin Tıklayın